0.4
DOYAMAMAK
Çıplaklık, bize en utanç duyulması gereken bir durummuş gibi yansıtıldı. Oysa ana rahminden düşen bir bebek en berrak çıplaklığıyla dünyaya gözlerini açardı. Utandığımız bedenimiz mi yoksa saklı kalmasını umduğumuz kusurlarımız mı? Kusurlarınızdan asla kaçamazsınız. Kusurlarınızı düzeltebilirsiniz elbette ama sizde geriye ne kalır? Sizin bedeninize eşsiz bir yara, belki doğum lekesi belki yanık..
Kusurlarınız aslında benliğinizdir. Onu saklayamazsınız ya da onlardan kaçamazsınız, kusurlarınızla barışın diyerek bencillikte yapamam ya da iyimserde olamam. Hepimizin kusurları var, emin olun mükemmel sandığınız her insanda var. Ama sevmeyi öğrenebiliriz, kendimizi sevmeyi, bedenimizi, en çok da kusurlarımızı.
İlk başta varlığınız keşfederek başlayın, daha önce bedeninizi hiç aynanın karşısına götürüp uzun uzun uzuvlarınızda kıvrımlarınızda gezdirin. Eminim ki daha önce fark edemediğiniz pek çok şeyi fark edeceksiniz; teninizin belli başlı yerlerinde olan benlerinizi, vücut kaslarınız arasındaki gamzeli göçükleri. O gördüğünüz ayrıntıların başka bir bedende göremezsiniz, o sizin ve size özel.
Vücudunuzda fark ettiklerinizden kaçmanızın ya da saklanmanızın bir anlamı yok. Çıplaklığınızdan sakınmanızın da size bir zararı ya da yararı olmadığı gibi. İffet, ahlak ve normlar giyinmeyi belirleyen sosyal nedenlerden bazılarıdır. Utanç aslında aptal bir korkunun 'acaba'sı. O acabanın ötesi yok; utanacak bir şeyde.
Eğer korkunuz karşınızdakilerse size vereceğim en iyi tavsiye yine utanç duyusunu söküp atmanız olacak. Ha eğer sizi ikna edecek cümleler arıyorsanız pekala o da var. Derler ki: insan bedeni kilit ve anahtar illüzyonudur; her anahtarın bir kilidi vardır açılmayı bekleyen. Doğruyu ya da yanlışı seçmek sizin elinizde değil. Yeri vakti zamanı geldiğinde anahtar kilide girer, uyum sağlanır.
Dileyen kendi anahtarını, kilidini, arar ancak dediğim gibi doğru zamanı ve yeri eren belirler. Tabi ki siz arayışta bulunabilirsiniz, farklı kapıları zorlamak bir şey kaybettirmez. Bedenlerini sakınanlar anahtarını, kilidini, saklayanlara tek sorum; aslında olmaması gereken ama aklımızın bir köşesine zorla sokulan utanç duygusundan mı?
Sabah kalktığımda annem yine erkenden mutfakta kahvaltı hazırlıklarına başladığında ben de onun ardından kalkıp hazırlandım. Zaten aklımda dönüp dolaşan anlar ile içim içimi yerken yatakta sağa sola dönmekten uykum gelmiyordu.
Kısa kollu bisiklet yaka pastel rengi tişörtümün altına potikare tozpembesi eteğimi geçirip müştemilattan çıktım. Babam muhtemelen tarladaki marabaları kontrolden geç gelmiş ve sabah namazında yine erken gitmişti.
Onu gördüğümde ne yapacağımı bilmiyordum tek bildiğim bu koca konakta ondan köşe bucak kaçsam bile elbet yakalanacağımdı. Bu evin hizmetçisiydim ve bu ondan kaçamamam için başka sebepti. Yine de dün gece yaşadığım o benzersiz duygular daha önce iç tatmadığım harika çekimden nasıl çekinmem ya da ondan utanmam bunu kestiremiyordum.
Konağın arka girişinden mutfağa girdiğimde burnuma sıcacık açmaların kokusu yayıldı. Annem eskiden çok beceriksiz ve mutfak işlerinden iç anlamadığını söyleyip dursa da bunun benim beceriksizliğimi örtmek için olduğunu biliyordum. Sabahın ayazında tek başına oturup açmalar yapmak her yiğidin harcı değildi. Ama annem yılların geçişiyle içinde yaşadığı her neyse ne kadar belli etmek istemese de yavaş yavaş onu çökertiyordu.
Bunu gün geçtikçe solan gülümsemelerinden dalgın hallerinden anlıyordum. Sorsam söyleyeceği şeylerin geçiştirici bahanelerden başka cevabı olmuyordu. Babam deseniz onun işinden başını kaldıracak hali yok sürekli omzuna yüklenen emirlere yetişmeye çalışıyor akşam eve yorguna argın geliyordu. Karısına neyi olduğunu sormayı geçin karısını gördüğü yoktu.
Kokunun mayıştırmasıyla kocaman gülümsemeyle mutfağın çift panelli kapısından girdiğimde dudaklarımda asılı olan gülümseme dondu. Mutfağa girerken aklımda olan sahne elbette bu değil, hele konakta ondan köşe bucak kaçma hayalleri kurarken yüzündeki dikkatle önündeki sacı kontrol eden büyük cüssesini görmeyi beklemiyordum.
Yere serili sofrada açtığı hamurları dolduran annem kapının önündeki beni görmüş olmalı ki canlı tutmaya çalıştığı yüzüne gülümseme yerleştirerek ince sesiyle şakıdı.
-"Günaydın benim güzel kuzum." annemin seslenişiyle başında dikkatle daldığı sacdan başını bana çevirdiğinde hızla annemin yanına gidip ona yük olmadan arkasından sarılıp yanağına küçük bir öpücük kondurdum. Boynunda utançla sakladığım yüzümü kısa süre sonra ona çevirmek zorunda olduğumda annemde yanağıma bir buse bıraktı.
-"Günaydın." fısıltıyla dudaklarımdan döküldüğünde annem gülümseyip Ali'ye kısa bir bakış atarak konuştu. "Hadi bak mutfakta evin beyi çalışıyor, ne kadar ayıp, Zerrin Hanım gelmeden geç ateşin başına sen geç." Ali'nin duymaması için bana doğru homurdanırken gizlice yüzümü o tarafa çevirdim.
-"Aaa aşk olsun ama abla alınıyorum. Eskiden küçük bey şimdi evin beyi bari sen yapma." Ali sitemle karışık kıvrılan dudaklarıyla anneme söylendi. Ben yavaşça annemin yanından kalkıp ada tezgahından geçerek yanında durduğumda annem kıkırdadı.
-"İlahi Ali beyoğlum, ne diyeyim? Bu konağın oğlu değil misin? Hem bu saygı belirtir." annem elindeki boş kapıda alıp çeşmenin lavabosuna gidip elini yıkadı. "Bir pişirmesi kaldı, geri kalanı da biz yaparız. Hadi küçük bey siz yorulmayın.".
-"Yok abla yok. Bu konakta sende iyice anneme benzemiş-" Ali'nin sözünü kesen gür dobra sesle elimdeki maşa korkuyla yere düştü.
-"Ne varmış annende oğlum?" Zerrin Hanım tatlı bir neşeyle gülerken alayla sordu. Bu kadın niye bu kadar mutlu diye sormamayı çok önceden öğrendim; cevap oğulları. Peki neden mutluyken bile her zerresi beni tedirgin ediyor?
-"Günaydın Zerrin sultan." Ali'nin dudakları alayla kıvrıldı. Aceleyle yere düşen maşayı alırken annem Zerrin Hanım'ın komutuyla peşine takıldı. Eğildiğim yerden kalktığımda mutfakta ikimizin tek kaldığını bileklerime sarılan yumuşak elleriyle anladım. Yüzüm yüzüne pek bir yakın olmasa da hızlanan nefesimle kalbimin atışlarını duymamasını umdum.
-"Niye bu kadar ürkeksin?" maşayı elimden tek eliyle alıp tezgaha bıraktığında diğer eli avucuma sarmalandı. Şaşkınca bakan gözlerimi yüzünde gezdirdiğimde kalbimin sesinin yanında bir de titrediğimi bakışlarım utançla ellerimize kayışıyla anladım.
Bir elini çeneme tüy gibi dokunup yüzüyle aynı hizaya getirdi. Bir eli sarmalayarak okşadığı avucumun içindeyken bacaklarımı titreten bir his uyandırıyordu dokunuşu. Çenemde ki eliyle çenemi dikleştirip yüzünü yüzüme yaklaştırarak dudakları dudaklarımı teğet geçti.
Mutfakta bizi bu şekilde yakalamalarımın korkusunu geçtim, dokunuşlarında bana hissettirdiği o tarif edilemeyen tüm duygular aklımı yerle bir ediyordu. Dün akşam iliklerime kadar yalvararak istediğim o ihtiyaç tekrar varlığını hatırlatırken bacaklarım titremekten kendimi yüksek bir uçurumdan yere çakılacakmışım gibi hissettiriyordu.
-"Sana doymak diye bir şey var mı? Çok açımda." hoş tınılı bir kahkahayı kulaklarıma duyururken elimin birini sıcaklığından kurtararak titrekçe sert karnına bastırdım. Dokunuşumla ben titrerken son gücümle konuşmaya çalıştım.
-"Bir gören olacak, lütfen" yalvarır gibi çıkan sesimi dinliyormuş gibi mırıltılar çıkartarak burnunu yanağıma sürttüğünde kokumu içene çekerek homurdandı. Nefesinin varlığını yüzümün her noktasında hissederken büyük bir titreme yaşadı bedenim.
-"Senin bu ürkek ceylan gibi titremelerini ne yapacağız?" dudaklarından çıkan sarhoş gülümsemeyle tekrar konuştu. "Buldum." heyecanla fısıldadığında derin bir nefes aldım.
"Pikniğe gidip avlanacağız.." bedenimden uzaklaşan sarhoş eden kokulu sıcaklıkla gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim. Rahatladığımı hissedip gözlerimi açacakken aldığım yanık kokusuyla aceleyle ocağa yaklaştım. Yanık börekleri kim nerde yiyecekti?
Nasılsınız, umarım iyisinizdir, buralarda aktifim diğer ulaşabileceğiniz her yerde de elbette ki.
BÖLÜM HAKKINDA DÜŞÜNCELERİNİZİ VE İSTEDİĞİNİZ FANTAZİ OLSUN VESAİRE ŞEYLERİ BANA YAZABİLİRSİNİZ.
KONUŞMAK İSTERSENİZ CEVAP VERİYORUM TEKRAR TEŞEKKÜRLER...
BLOGU PAYLAŞMAYI VE ARADA TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN!!!!

Yorumlar
Yorum Gönder