0.6 BÖLÜM

 0.6

ISLAK AV





Dokunuşların insan teninde ne kadar hassas ve etkileyici olabildiğini ilk defa anlamaya başlamıştım. Ben önceleri kendi tenimde hissetmeyi bilmiyormuşum gibi dün geceki dokunuşlardan dokunduğum her yüzeyi, bedenime değen her sıcaklığı daha çok hissetmeye başlamıştım. Sanki daha önceleri beş duyu organımdan derim çalışmamışta şimdi işleve geçmiş gibiydi.


Kahvaltıyı o  nihayet mutfaktan çıktıktan sonra büyük bir dalgınlıkla hazırlayıp servis ettiğimizde bugün tabaklara servisi Esra'ya rica ederek devretmişti. Bende onun yerine mutfaktan hiç çıkmamış; bulaşığı yıkamıştım. Kahvaltıdan sonra mutfak ve evin sakinlerinin girip çıktığı diğer giriş kapısının holünde Zerrin Hanımın isteklerini sıralayarak mutfağa gelmesiyle önümdeki işe daha dikkatle sarıldım.


-"Akşam  Erhan konağı misafirliğe gelecek, mükemmel bir sofra istiyorum. Sultan Hanımlara rezil olmayalım, mükellef bir sofra olsun. Salih'in sevdiği kabak çiçeği dolmasından da yapın. Akşama çarşıdan tatlıda getirtirim ama siz yine sütlü tatlı da yapın. Benim dışarı çıkmam gerek dernekteki hanımlarla toplanacağız. Aman ha diyeyim kaytarmayın, akşam sofra mükemmel olmalı." annem arkasından ilerleyip dinlediğini belli ederek başını salladı. Zerrin kısa süre hepimize dik dik bakı mutfaktan gittiğinde annem ellerini önündeki önlüğün havlusuna silip dolaba ilerleyerek büyük kırmızı bir et çıkararak işe koyuldu.


Annem ana yemek için malzemeleri çıkarırken Esra tatlı için ahıra gidip geldi, yorgunca belini tutarak büyük şişedeki taze sütü bir tencere koyup pişirmeye başladı, ben kahvaltının bulaşığını buruşmuş ellerimle zorla bitirdiğimde çorba yapmak için sebzeleri soymaya başladım.


Öğlenden sonraya annem yemeği pişirmek için toprak güveç tenceresine koyup ateşe koydu; biz çorbayı dinlenmeye bırakmış, tatlıyı buzdolabına koyduğumuzda Esra evi toparlama gitti. Annem yemeğin güzel pişmesi için mutfağın köşesindeki ocaklıkta ateşte pişirirdi, ateşi ayarlamak ve başında beklemek fazlasıyla yorucu ve sabır işiydi. Dalgınca çorbayı karıştırırken annemin bağırtısıyla irkildim.    


-"KIZ KİME DİYORUM BEN! Ayy ay bu kız iyice leyla oldu çıktı başıma." hayıflandı.


-"Hı? Efendim anne? Bir şey mi dedin?" çömeldiği minderden kalkıp Esra'nın az önce koyup gittiği bir kap pirinci gösterdi. 


-"Küçük Bey çiçek dolması istemiş. Marabaların tarlasına bir gidiver de çiçek al gel." sıkıntıyla nefes aldım.


-"Yaa orası çok uzak anne ya!" yanıma yaklaşıp kolumu şefkatle sıvazladı. "Hadi hadi. Çabuk git gel de daha bir şey yapma." yanağıma ufak bir öpücük kondurup ateşin başına geçerken başını mutfak kapısına döndüğünde baktığı yere bende dönerken homurdadım.


-"Bu evin bir getir götürcüsü benim ya. Sadece bunun için bile uşak tutma" ifadesiz yüzüyle mutfağı süzerken üzerine giydiği rahat gri eşofmanının ceplerine ellerine sokmuştu. Gözleriyle göz göze gelmemizle homurdandığımı duymuş olmalıydı ki annem bakışlarını bana dönerek uyarı dolu bakışla gözlerini büyüttü.


-" Buyurun Beyim?" annem ona dönerek dedi oysaki o daha sabah demişti ona 'evin beyi' diye hitap edilmesini istemediğini. Annemin sorusuyla onda takılı olan bakışlarımı çektiğimde o da kaşlarını havaya kaldırıp odağını benden çekip boğazını temizledi. Bir elini cebinden çıkarıp havaya kaldırdığında tişörtü gerginleşmiş ve omuzundaki etleri hareket etti.


-"Şey... Su isteyecektim. Odamda kalmamış da." annem atik hareketlerle çabucak ada tezgahın üstündeki sürahiden bir su verip bardağın altlığıyla ona uzattı. Gözlerimi etrafta gezdirmeye çalışsam da gözlerim sürekli ona kayıyordu. Annemin fark etmemesi için hızlıca arkamı dönüp yaptığım çorbaya baktım. O gelemeden önce ne yapıyordum ben?


Dalgın dalgın çorbaya bakarken birinin omzuma dokunmasıyla irkilerek döndüğümde annemin olduğunu görerek yüzümdeki şaşkınlığı saklamaya çalıştım. "Hadi gitmeyecek misin?" anlamsızca annemin dediklerini anlamaya çalışırken boş gözlerle ona baktığımda açıkladı: "Tarlaya git dedim ya?" hızla başımı sallayıp alışkanlıkla elimi havluya silerek mutfaktan çıkacakken o da ayağa kalkıp anneme döndü.


-"Ben biraz hava alacağım; geç gelirim annem gelince söylersiniz." dedi.


Evden bir sepet alıp kış bahçesinin arkasından yürüyüş yolunun patikasına çıktım. Tarlalar eve uzaktı, kasabaya daha da uzaktı. Konak kentin çıkışındaki sıralı ormanların arasında olduğundan pek çok insan kullanmazdı. Ancak kullananlar içinde alışa gelmiş bir sürü yol ve patika vardı.







 
Sessiz ormanın ağaçları arasında uğuldayan rüzgara eşlik eden kuşların ötüşüyle ıssız hissettiren sesleri dinleyerek ağaçların arasında ilerledim. Aslında evde mutfak işlerinde çalışmaktan daha çok getir götür işini yapardım ve çoğu zaman bu ormana girerdim. Bazen bu ormanda yanımda birinin olmaması ürkütücü olurdu; kentin çoğu bu ormanlar için bir sürü garip hikayeler uydururdu ama pek inanmazdım. Ormanın büyük bir bölgesi balta girmemişti ama vahşi hayvana pek rastlanmamıştı.

Arkamdan koşarak gelen birinin sesini duyduğumda hızlıca döndüm, kalbim korkuyla attığında gördüğüm bedenle rahatladım. Bunun burada ne işi vardı? Şaşkınlıkla kaşlarımı havalandırdığımda ağaçların arasından koşarak yanıma gelmesiyle derin soluklar alarak gözlerini çatık kaşlarıma değdirdi.


-"Sen?.. Ne işin var burada?" sesli aldığı nefesi derin bir solukta verdiğinde göğsü şahlanıp geri söndü. Nefesini düzenlediğinde dudakları alayla sıyrılıp gözlerini merakla onu izleyen bana dikti.


-"Seni ava götürüyorum." elini elime uzatıp beni çekiştirerek tekrar koşmaya başladığında bende sürüklenerek onunla birlikte şaşkınca koşmaya başladım.




-"N-ne?....Nereyee?" sorumu cevaplamadan patikadan çıkarak kısa süre durmadan el ele koştuk. Ellerinin sıcaklığını hisseden avucumun terlememesini ümit ederken hissettiğim eli bile beni heyecanlandırdı.

Patika yolundan çok uzaklaşmadan ilerlediğimiz yolda onun durmasıyla etrafı incelemeye başladım. Önümden çıkıp büyük çınar ağacının kökleri yüzünden yüksek tepe oluşan altına serilmiş bir kilim ve piknik sepetini gördüğümde şaşkınlıkla ona döndüm. Ali'nin zaten beni inceleyen gözleriyle çakıştığımda titredim ve hayretle sorgularcasına ona baktım.


-"B-bu..?" elimdeki boş sepeti şaşkınlıkla bıraktığımda yere düştü. Sorumu tamamlayamadan o kıkırdayarak gülümsedi ve beni omuzlarımdan kendine çekerek sarıldı. Kokusu burnuma dolduğunda bedenimin titremesini alıkoyamadım. Sırtında hissettiğim sıcak sarmalaması içimi ısıttığında benden uzun olan boyuyla kafasını boyun girintime eğerek derin bir soluk aldı. Hissettiğim nefesiyle huylanarak kafamı eğdim.


-"Şimdi avı yakaladık. Onu korkutmadan şefkatimizi gösterip uysallaştıracağız." ciddi çıkan sesiyle kıkırdayarak ellerimi zorla onun çenesinde buluşturup yüzünü boynumdan kaldırarak yüzüme hizaladım. Gözlerin içinde parıldayan gülümsemeyle elimi çenesinden alarak avucunun içine çekerek serdiği örtünün üstüne oturdu. Kendisi bana hiç bir şey yaptırmadan sepetin içinden çıkardığı meyve tabağını ve iki küçük saklama kabını yanımıza koydu.


-"Şimdi..." elini rahatsızca oturduğum yerden yavaşça sürerek bacaklarıma bastırdığında bacaklarımı uzattım; elinin hareketlerini takip ederken onun bakışlarını yüzümde hissediyorum. Elini tenimde hiç ayırmadan yavaşça yukarıya doğru dokunarak ilerledi. Dokunuşlarında hissettiğim yavaşlık ve hassaslık beni uyarıyordu. Yine o hissettiğim ihtiyaç duygusu bedenime doluyordu. Sanki onun dokunuşlarına hep muhtaçmışım gibi hissediyordum.


Elini karnımda yuvarlak şeyler çizerek ilerlettiğinde oturduğum örtünün üzerine uzanmamı ister gibi bastırdığında yavaşça bakışlarımı gözlerine çıkardım. Gözlerinde gördüğüm her neyse yavaşça bedenimi arkaya yatırdım. Yüzünde küçük bir gülümseme olduğunda bedenimde sadece gezinen eli eteğimin önündeki sıralı düğmelerin ikisini açtığında korkuyla ellerimi düğmelere uzattığımda eli beni engelleyerek elimi avcunun içine aldı.




-"Şşş... Korkma." göz göze geldiğimizde uysalca yanıma daha fazla yaklaştı. Artık başımız aynı hizadaydı fakat o diğer dirseğini yere bastırmış tepeden bana bakıyordu. 


-"Şimdi ıslak avımıza şefkatini göstereceğiz." fısıldayarak dediğinde nefesini yüzümde hissettim.  







Yorumlar