1.0 BÖLÜM

YENİ BAŞLIYORUZ

1.0




Evin en büyük oğlu kentin genç kızlarının ağzından düşmeyen yakışıklılıyla ün salarken görüntüsündeki güç timsali bedeni sayesinde bazen kendimi ona dalarken buluyordum fakat benim ona dalıp gitmemdeki bir diğer sebep üstüne küçüklükten örttüğü o gizemdi.

Bazen ortamda uzun uzun susar ve sadece etraftaki gürültünün yok olmasını beklerdi. Gözleri bir kalbi yerinden oynatacak kadar derinlere bakarken onunla çoğu kez göz göze gelirdim. Kimse ile gereğinden fazla konuşmazdı, benimle de küçüklükten beri bir elin parmağından daha az konuşmuştur, ama lafını kimseye karşı esirgemezdi.

Zerrin Hanımla her gün bir kere bir atışmaları yankılanırdı evde. Diğer üvey kardeşleri yani evin diğer çocuklarıyla da pek muhataplığı yoktu, Ali'den nefret ettiğini düşündüğüm bakışlarını yakalamıştım. Sedat Bey ile ise anki aynı evde yaşamıyorlarmış gibi bir ilişkileri vardı. Tarık, ağabey, işte biraz tuhaf ve gizemli bir adam.

Annem gece geç saatlerde geldiğinde mutfaktaki masaya bir sofra açıp sıcak yemeği önünden eksik etmez. Bu alışkanlığı küçüklüğümden beri gördüğümden artık garipsemiyorum ancak bu aralar yeni fark ettiğim gözlerimin yeni açıldığı bir konu daha var. Tarık ağabey bu evde sadece annemle doğru bir iletişim için ya da şöyle söyleyebilirim birbirlerini sessiz alfabeleri ile anlıyorlar. 

Esra: "Ne düşünüyorsun böyle derin derin." güneşin doğuşuyla uyku tutmayan gözlerimi açıp hazırlanarak kahvaltı için çay koymaya mutfağa gelmiş ve sonra mutfağın köşesindeki yemek masasına oturarak gece burada yemek yiyen kişiyi düşünüyordum.

Sabah sabah bu neden beni düşündürdüyse uykusuzlukla gerinip çaprazımdaki sandalyeye oturan esmer tenine yakışan buğday rengi saçlarını örmüş Esra'ya döndüm.

-"Günaydın, uyuyamadım tam ondan. Yoksa ne düşüneyim sabah sabah Esra kız sende..." yüzümü buruşturduğum da yüzüne kocaman pis bir sırıtış yerleştirip omzuma iki defa hafifçe vurdu. 

-"Kız yok mu böyle beğendiğin bir oğlan; dün akşamki beyin oğlu sana pek ilgiliydi mesela?" kıkırdadı.

-"Yo yok öyle bir şey, sen benden büyüksün senin 'sevdiceğin' yok mu?"diye onun gibi sözlerimi abartarak dalga geçtiğimde hoşnutsuzca baktı. Onu kırmamak için hemen güzel bir gülümsemeyle elini tutup okşadığımda o da elini sardı.

-"A-aaslındaa var, ama.." kararsızca bana baktığında şaşkınca ve merakla ona döndüm. Eliyle utangaç gülümsemesini sakladığında bana yaklaşarak fısıltıyla konuştu.

-"Aramızdakini gizli tutmak istiyor bir süre, ben de kabul ettim. Hem şimdi bir anda seviyorum diyip çıksam bunun bir sürü masrafı var, sorumluluğu var. Adam haklı. Neyse hadi kalk millet uyanmadan kahvaltıyı hazır edelim Zerrin Cadısı uyanır az sonra." diyerek kendi içindeki konuşmayı bana taşıdığında ben yorumsuz kalarak başımı salladım.

   Sabah kahvaltısı olağan bir şekilde geçtiğinde öğleden sonra arkadaşlarıyla beş çayı yapacakların söyleyerek hazırlıklara başlattığında öğlenden sonrasına kadar uykusuzluktan baya yorulmuştum. Bu yüzden annemgil beni evde bırakarak Zerrin Hanımla birlikte gittiklerinde evde yalnız kalmıştım.

Ali kahvaltıda oturmadan üsten bir atıştırıp gitmişti sabah birbirimizi neredeyse hiç görmemiştik bile. Akşam konuştuklarımız için bana hala tavırlı olduğunu düşünsem de ben bu durumları yeni keşfediyordum ve bir erkekle nasıl konuşacağını bilmeyecek kadar toydum. Bu yüzden onun bana geldiği kadar onu bilebilirdim.

Bir de şu Zerrin Hanım'ın kendine yakıştırdığı Gül mevzusu vardı. Yaşadıklarımızın bile doğru bir şey olup olmadığını ölçemiyor iken evlenirse kendimi ondan nasıl uzak tutardım hiç bilmiyordum. Onu uzun yıllar sonra tekrar keşfedip tanımak bana fazlaca heyecan veriyordu. Dokunuşlarında kendimi kaybediyordum.

Konağın büyük dış kapısı tıklatıldığında daldığım o derin duygulardan kendimi aşırıp kapıyı açtım. Annemgilin akşama kadar gelmeyeceğini bildiğimden hızla kapıya ilerlediğimden gözlerimi tam açamamıştım fakat karşımda onu gördüğümde gözlerimde uykudan eser bile kalmamıştı.

Heyecandan kalbimin atış hızı yükselirken diken üzerinde gibiydim, kalbim o kadar hızlı atıyordu ki ağzıma ulaşmış beni nefessiz bırakıyordu. Gözleri kapının ardından çıkan beni bulması çok da zor olmadı. Benim gözlerim heyecan ve aklımda yaşanan anıların tekrarıyla kasıklarımdan yayılan gerginlikle onu süzdüm.

Altında güçlü uzun bacak kaslarını gözler önüne seren siyah şortu vardı, üstü ise altına tezatla beyaz bir tişörtle örtünmüştü. Dilim damağım kururken, kasıklarıma sızan ıslaklık içler acısıydı, ben mahvolmuştum. Nefesimi kesen gözleri bana yaklaşarak araladığım kapıdan içeri girerken benden ayrılmadığında dilimi kuruyan dudaklarımda dolaştırarak yutkundum. Öne doğru bir adım attığımda kapıdan elimi çekmiş, sertçe kapanmasını umursamamıştım.

-"Hhoş geldin." beni cevapsız bırakarak merdivene ilerlediğinde merdivenin başında onu yakalayıp önüne geçtim. "Küs müyüz?" Ali önüne geçen bedenimle omuzlarını geriye atarak kendini dikleştirdiğinde çatık kaşlarının altından bakarken kızgın olduğunu biliyordum.

Ondan kaçışlarım onu kızdırıyordu ve  kızdıkça öfkesi aramızı bir adım geriye taşıyordu. İki seçeneğim vardı; birincisi arkamı dönüp kaçmak ve kendimi odama kapatmaktı, ikincisi Ali'nin üzerine atlayarak tam da ikimizinde büyük bir arzuya tutunarak istediği şeyi yaparak tam şu an da onunla sevişmekti. Keşfettiğim yeni duyguları kaybetmek istemiyordum ve kaybetmemek için ne gerekiyorsa yapacaktım.

Birbirimize o kadar açtık ki biliyordum ben daha önce bir şeyi hiç bu kadar istememiştim, arzulamamıştım.  Onu düşündükçe kasılıyordum, onu istedikçe ısınıyor ve ıslanıyordum. Onu istiyordum.

Ona doğru son bir adım attım ve çehresindeki özenle traşlasa da hırçınca çenesini saran sakallarını fark ettim, nefes almadan beni izlediğini fark ettim, tenine sinen kendine ait kokusu burnuma dolduğunda ona ne kadar ihtiyacım olduğunu fark ettim. 

Dikkatle onu süzen bakışlarıma karşılık çatık kaşlarını gevşerken gözlerini o da yüzümde gezdirip bakışlarını dudaklarıma esir tuttu. 

-" Sen ne istediğini bilmiyorsun?" sesi kızgınlığıyla yükselirken sertçe geri çekildiğinde üşüdüğümü hissettim halbuki dokunuşlarının sıcaklığı tenime kazınmıştı. Gözlerimin içine cevap beklercesine bakarken konuşmak istedim ama nereden başlamam gerektiğini bilmiyordum.

-"Ben... seni seviyorum ama bu olmaz." omuzlarım yenilgiyle çökerken hüzünle ona baktım. Yerinde donup kalırken şaşkın olmasına hak verebilirdim dudaklarımı araladığımda bunu söyleyeceğimi düşünmemiştim. Hareket ederek ona yaklaşıp karşısında durduğumda birbirimize nefes kadar yakındık. Boynuna sarılmak için uzandığımda göğüsüne yaslanmak için kollarını etrafıma sardı.

Alnını alnıma yaslayarak gözlerimin içine bakarken göğüsüne yaslanan elimi yanağına sardım. Sıcak nefesi dudaklarımı okşuyordu. Vücudunun sıcaklığı etrafımı sararken ihtiyaçla kedi gibi göğüsüne sürtündüm.

"-Biraz daha sürtün" dediğinde arsızlığıyla kendimi tutamayarak güldüğümde elini belimden kalçalarıma kaydırarak sertçe sıktı. "Seni istiyorum." bacaklarımın arası anında daha da kasılarak ısınırken gözlerimi kaçırışımla güldü. "Kaç sabah mahvolmuş halde uyandığımı bilemezsin." diğer eli kalçamdan eteğimin belinden içeri sızdı. 

Dudaklarını sertçe dudaklarıma yaslayarak nefesini bırakırken hırıltılı sesiyle inledi. Nefes nefese ona bakarken parmak uçlarımda yükselip ellerimi yanaklarıma sardım. "Yuvama yerleşmek ve oradan çıkmamak istiyorum.".

Saçlarımdan çekerek kafamı geriye yatırıp dudaklarıma dişlerini geçirdiğinde çığlığım dudaklarına çarptı. Birbirimizin canını yakarcasına sertçe öperken kendime hakim olamıyordum. Ona o kadar dokunmam, tadını almam yetmiyordu. İhtiyaçla öperken, sıcaklığına sığınırken onun hareketlendirmesine uymuştum. 

Sırtım saniyeler sonra duvara yaslandı. Beni duvarla kendisi arasına sertçe yaslarken ellerim boynunu okşayarak saçlarına karıştı. Uzun tutamları çekiştirirken dişlerimi diline geçirip kendime çektiğimde isteğime uydu. Dilini dudaklarımın arasından sızdırarak ağzımın içine bıraktığı zevkle ıslak dilini emdim, tadını aldım.

Dilimi sızlayan dudaklarımda dolaştırırken ellerimizle hızla birlikte üstündeki tişörtü çıkartıp ellerimi çıplak göğüsüne yasladım. Birbirimizin arasındaki uyumu kaçırmazken ellerimi de usulca çıplak göğüsünde sürterek masaj yapıyordum ve bu onu huylandırmış olmalı ki dudaklarıma okkalı bir inleme koyuverdi. 

Küçük kahkahamı patlatırken elimi beline götürerek kalçasıyla kendini öne itip "dokun bebeğim." diye inlediğinde titredim. Parmaklarımı şortunun beline sararak içeri kaydırıp iç çamaşırının içindeki sertleşmiş penisini kavradığımda zevkle inledi. Parmaklarımı beceriksizce başına sürterek zevkten akan sıvıyı parmaklarıma bulaştırdığım da elimi bileğimden tutarak ağzıma götürdü. Parmaklarımı usulca yalarken bakışları ben de ve elimi yaladığım dilime odaklıydı. Onun aldığı zevki inlemelerinden de anladığımda gözlerinin içine bakarak bu sefer ellerimi şortunun içine ben götürüp  daha da şişen uzunluğunu zorla kavradım.

Islak dilimi zevkle penisinde dolaştırarak tadını alırken saniyeler içinde onu mahvediyordum. Ağzının içinde homurdanarak elini saçlarıma sarıp hareketlerimi hızlandırdığında ağzımın içinde kasılarak büyürken dişlerimi sürtmemle zevkle daha da sesli inledi. Geri çekilerek dilimi dudaklarımda dolaştırdım.

-"Birazdan seni çok fena dolduracağımı biliyorsundur umarım(!)" çenemden tutarak ayağa kaldırırken bir kere daha onun tadının olduğu dudaklarıma kapandığında kollarımı etrafına sararak zevkle öpmeye başladım, bunu sonsuza kadar tekrarlayabileceğimi biliyordum. 









Yorumlar